17 Ocak 2010 Pazar

Ben Frost- By the Throat


Aslen Avustralyalı, İzlanda da ikamet eden bir isim Ben Frost. Şu ana kadar 5 albümü var. 2009 çıkışlı By the Throat ise beni Ben Frost'la tanıştıran albüm oldu. Dinlemesi zor olduğu kadar heyecan verici. İlk şarkı "Killshot" aslında neyle karşılaştığınızı kavramanız açısından oldukça yardımcı. Daha 30. saniye civarında çiğ ve kaba bir yaylı grubu kulaklarınızı tıkıyor, göğüs kafesiniz üzerinden göğüsünüze baskı yapıyor. Üstelik az buz değil, 6 dakika boyunca maruz kalacağınız, piyano partileri ile daha da vurucu hale gelen bir kuvvet bu. Tam kurtulduğunuzu sandığınızda ise "The Carpatians" karşınıza çıkarılıveriyor Frost tarafından. şarkı aslında 2 bölümden oluşuyor denebilir. 1.20ye kadar olan bölümü dinleyeni diken üstünde oturtuyorken, 1.20 sonrası ise kurt saldırısı(yanında en pesinden, oldukça karamsar bir bas-piyano ortaklığı) ile başlıyor ve kurbanından istediğini alan kurtların ulumaları ile sonlanıyor. Dinleyenin hislerine Ben Frost tercüman oluyor burada ve "O God protect me" başlıyor. İlk iki şarkıya nazaran daha yumuşak denebilir "O God protect me" için. Ancak Frost bu huzurlu anları kısa tutuyor ve "Hibakusja" ile dinleyene yumruklarla girişen yaylılarına geri dönüyor. Ama albümün asıl çarpıcı kısmı henüz gelmedi bile. Frost, en tedirgin eden tonları adını Hayalet Avcıları karakterinden alan "Peter Venkman Pt. 1" ve "Peter Venkman Pt. 2" ya saklamış. Albümün genel havasını özetleyen iki kardeş bunlar. İlk bölüm koro vokallerin kulak zarımızı zedelediği, yanında ufak piyano dokunuşları ile müttefiği de olan kısım. İkinci bölümün de sertlik konusunda altta kalan yanı yok şüphesiz. Albümün iki melodik şarkısının arasında olmanın acısını çıkarıyorlar. Dananın kuyruğunun koptuğu yer de burası kanımca. Albümün genel havasından biraz daha uzakta ancak albümün bence en iyi şarkısına geliyor sıra: "Leo needs a pair of shoes". Banco ve piyanolarla bezenmiş bir klasik. Açıkçası albümdeki diğer şarkılardan iki gömlek üstün olduğuna inanıyorum. Ancak gene de çok kaptırmamak lazım, keza böyle bir klasiğin ardından gelen üçlemeyle kurtların dişleri yeniden boğazımıza yaklaşıyor. Davul partisi barındıran "Through the glass of the roof", yaylıları insanın derisini kazıyan "Through the roof of your mouth" ve basın vücudumuzu sardığı "Through the mouth of your eye" ile kurtlarla dolu cehennemin çıkışına geliyoruz.

Ben Frost yapmak istediğini ustaca yapıyor ve tüyleri diken diken eden, dinlemesi kolay olmayan, tek kelimeyle özetlemek gerekirse "tekinsiz" veya "ürkünç" bir dark ambiance albümü ile selamlıyor dinleyeni. Adı gibi gırlağınızda hissettiğiniz bir albüm ve listelerdeki yerini kesinlikle hak ediyor.

Öne çıkan parçalar: -Leo needs a pair of shoes
-The Carpathian
-Through the roof of your mouth
-Through the mouth of your eye

16 Ocak 2010 Cumartesi

yamaha, yamasol, yeah, i'm feeling that our love will grow


Herkese merhabalar. İlk entryim, dolayısıyla elim ayağıma dolaşıyor baştan batırmamak için. Ayrıca ilk defa blogculuk gibi bir işe bulaşıyorum. Pek bir yazı tecrübem de olduğu söylenemez kendi kendime yazıp çizdiklerim dışında. Ama asıl olay da bu zaten, zira bir süredir bloglar gibi bir anlamda amatörce ancak büyük bir hevesle oluşturulan öğretici internet fasilitelerinin pek de deneyimle veya yazım yeteneğiyle alakası yok. Hobinizle ilgili bir sayfa ve paylaşmak istediğiniz fikirler, resimler, videolar, alıntılar vs vs. Herhangi biçimde formal olmak gibi bir dert de yok. Öyleyse eğlence başlasın diyelim.

"Ee blogculuğu övmek üzerine mi şimdi burası?" diyenler için geliyor; tahmin edilebilir aslında, genel anlamda müzikle ilgili olacak blog. Yeni çıkan albümler incelenecek, klasikler elbette, takip etmeye çalıştığım adamlarla ilgili güncel haberler, videolar, resimler falan filan. Ne tarz müzik peki? Genel anlamda experimental-avant garde tarzında gruplarla ilgilenilecek ancak tabii bunun dışına çıkılabilir. Duvarlar arasında kalmak hoşuma gitmiyor; "Coheed and Cambria ne abi özenti kız sesli adamın grubu işte" gibi düşüncelerim yoktur. Ama herhalde gidip Lil Wayne inceleyecek halim yok çok istisna birşeyler yaptığına inanmadıkça. Gene de geniş bir yelpaze olacak şüphesiz. Zaten şahsi kanaatim ergen metalciliği dönemi kapandıktan sonra müzik müptelası herkesin az çok geniş bir yelpazeden kulaklarına ziyafet çektirdiği. Yani pek kasmanın manası yok. Her neyse sözü uzattık. Yavaş yavaş başlayalım işe.

Not: Blog'un adı Modern Talking'in aynı adlı(evet adı bu şarkının siz diğerlerine inanmayın bildiğiniz yoldan gidin) şarkısından alınmıştır.